2025-2026 eğitim öğretim yılının ikinci ara tatilinin sona ermesiyle birlikte Türkiye genelinde yaklaşık 18 milyon öğrenci bugün yeniden ders başı yaptı.
İkinci dönem Ramazan Bayramı tatili ile birleşen 9 günlük aranın ardından okullarda ders zili bu sabah itibariyle çalarken, öğrenciler ikinci döneme kaldıkları yerden devam etmeye başladılar
Milli Eğitim Bakanlığı takvimine göre 8’inci sınıf öğrencileri Liselere Geçiş Sistemi kapsamında 14 Haziran’da yapılacak merkezi sınavda ter dökerken. Sözel ve sayısal oturumlardan oluşacak sınavda öğrenciler, müfredattaki konu ve kazanımlardan sorumlu olacak. 12’nci sınıf öğrencileri ise Yükseköğretim Kurumları Sınavı için hazırlıklarını sürdürecek. Onlar da üç oturumdan oluşan sınavın ilk aşaması olan Temel Yeterlilik Testi 20 Haziran’da, Alan Yeterlilik ve Yabancı Dil Testleri ise 21 Haziran’da gerçekleştirilecek. Böylece
Yoğun bir sınav maratonuna sahne olacak ikinci dönemin ardından 2025-2026 eğitim öğretim yılı 26 Haziran Cuma günü sona erecek..
Onlar bizim geleceğimiz lakin her insanın bir ışığı var ama, çocuklarımızdan yayılan ışık daha güçlüdür.
Eğitimci olduğum için olaylara eğitimci gözüyle baktığımda sokaklarda trafik ışıklarında araçların önünü kesen ve bir lokma ekmek için dilenen çocuklardan gelecekte ne bekleyebiriz ki oysaki bu çocukların geleceğe iyi bakabilmesi için sağlıklı bir ortama ihtiyaçları vardır.
Bu nedenle sınava giren çocuklarımızın üniversiteleri okuduktan sonra ülkelerine başarılı birer birey fert olarak hizmet vermeleri için onlara iş imkanları hazırlamamız gerekmez mi?
Yoksulluk çocuk üzerinde görülen en büyük beslenme yetersizliğidir. Sağlıklı beslenemeyen çocuk ilerleyen yaşlarında sağlıklı karar verme yetkisinden uzak kalır.
Oysaki, Anayasa’mızdaki sosyal devlet nerededir? Besleyebileceğin kadar çocuk ve sağlıklı nesil ülkelerin kaderleri olmalıdır.
Annelerin eğitimsizliği, babanın işsizliği yeşeren neslin felaketi olmaktadır. Küresel işsizliğin hızla yayıldığı bir dünyada gençlerimize ne yazık ki iş imkanı sağlayamıyoruz. Bizim çocuklarımız sınava girdiği halde dışarıda kalmaları bizleri düşündürmüyor mu?
Yoksulluğun sonu açlıktır, açlık vücuttaki organların yok olmasını sağlayan en büyük etkendir.
Yoksulluk şiddetin en kötü şeklidir. Açlık hastalık getirir, insanlarda özgüvensizlik yaratır, şiddet yaratır.
Çünkü yoksul beden ezikliktir, bizler dünyada birlik, beraberlik huzur ve sağlıklı yaşamı bir türlü sağlayamadık ki bunlara yapacak çözümleri arayalım.
Çalışma ofisimize bakın çalışanlara gelen yemeklerin ve ekmeklerin %50 si israf edilmekte ve çöpe gitmektedir. Oysaki onlara muhtaç ne kadar insan ve hatta sokaklarda yaşayan hayvanların olduğunu düşünmek lazım.
Osmanlı İmparatorluğunun en güzel örneklerinden biriside vakıflardır, örnek olarak düşünelim çeşitli şehirlerimiz de aş evleri yaptırmışlar camilerin yanına imaretler açmışlar bölgede yaşayan yoksul aileler varsa çocuklarının karnını doyurmaları sağlansın diye.
Saygılarımla


