Yarın 2025-2026 Eğitim ve Öğretim yılında karnelerini alarak evlerine koşacak çocuklarımızı karşılamaya hazırmıyız?
Kapıdan girer girmez zaten çalışmadın ki aldığın notlardan ne bekliyordun sözlerini sakın çocuklarımıza söylemeyin.
Çocuklar okula başlar. Yeni başlayanlar için okul ortamına uyum sağlamak biraz zaman alır… Ağlayanlar Sonra arkadaşlar öğretmenlerin sevgi dolu yaklaşımıyla okula alışır tatil günleri bile okul niye yok diye üzülür, sonra dersler derken yorgunluk bu sefer tatil olsa diye gün sayar hepimiz yaşadık bu durumları derken yarıyıl tatili yaklaşır.
Yarıyıl tatilinde planlar yapılır, uzakta okuyan çocuklar aileye kavuşma durumu özlem, yeni başlayan ilkokul da okumaya geçiş tatilde okumaya zaman ayırması, okumayı hızlandirması için, karne çalışmanın karşılığında durumunu bildiriyor, Şimdi herkes teşekkür takdir bekler. Bizim zamanımızda zor görürdük.
Çocuklar kendini bilir nerde ne yaptım eksiklerim ne, aile baskı yapmadan tatlı dille sen en güzelini başaracak zekâya sahipsin evladım istersen olur, deyip, çalışırsan başarırsın.
Anne veya baba üzülme sen diye içinden üzülmüş dahi olsa evladına belli etmemeli destek olmalıdır.
Lakin her insanın bir ışığı var ama, çocuklarımızdan yayılan ışık daha güçlüdür.
Eğitimci olduğum için olaylara eğitimci gözüyle baktığımda sokaklarda trafik ışıklarında araçların önünü kesen ve bir lokma ekmek için dilenen çocuklardan gelecekte ne bekleyebiliriz ki oysaki bu çocukların geleceğe iyi bakabilmesi için sağlıklı bir ortama ihtiyaçları vardır.
Yoksulluk çocuk üzerinde görülen en büyük beslenme yetersizliğidir. Sağlıklı beslenemeyen çocuk ilerleyen yaşlarında sağlıklı karar verme yetkisinden uzak kalır.
Oysaki, Anayasa’mızdaki sosyal devlet nerededir? Besleyebileceğin kadar çocuk ve sağlıklı nesil ülkelerin kaderleri olmalıdır.
Annelerin eğitimsizliği, babanın işsizliği yeşeren neslin felaketi olmaktadır. Küresel işsizliğin hızla yayıldığı bir dünyada gençlerimize ne yazık ki iş imkanı sağlıyamıyoruz. Bizim çocuklarımız sınava girdiği halde dışarıda kalmaları bizleri düşündürmüyor mu?
Yoksulluğun sonu açlıktır, açlık vücuttaki organların yok olmasını sağlayan en büyük etkendir.
Yoksulluk şiddetin en kötü şeklidir. Açlık hastalık getirir, insanlarda özgüvensizlik yaratır, şiddet yaratır.
Çünkü yoksul beden ezikliktir, bizler dünyada birlik, beraberlik huzur ve sağlıklı yaşamı bir türlü sağlayamadık ki bunlara yapacak çözümleri arayalım.
Çalışma ofisimize bakın çalışanlara gelen yemeklerin ve ekmeklerin %50 si israf edilmekte ve çöpe gitmektedir. Oysaki onlara muhtaç ne kadar insan ve hatta sokaklarda yaşayan hayvanların olduğunu düşünmek lazım.
Osmanlı İmparatorluğunun en güzel örneklerinden biriside vakıflardır, örnek olarak düşünelim çeşitli şehirlerimiz de aş evleri yaptırmışlar camilerin yanına imaretler açmışlar bölgede yaşayan yoksul aileler varsa çocuklarının karnını doyurmaları sağlansın diye.
Bakın ithalat yaptığımız komşularımızla aramızda bir kriz çıktı mı, bizim üreticimizin malları ellerinde kalır,, aslında komşularımızda yaşayan halklarla bir sorunumuzun olduğu söylenemez, halkıda onu yönetenin yanlış kararları sonrası orda ki halkında açlıkla karşı karşıya kalması gerçeği vardır. Bizde de madalyonun yüzü farklı olmadı mı, halk ucuz sebze yeriz düşüncesini beklerken rant geliri elde etmek isteyen kişiler yüzünde halk pahalı sebzeleri tüketmek mecburiyetinde kalmadı mı?
Balık çok çıktığı zaman fiyatlar düşmesin diye balığın büyük bir kısmını denize dökmedik mi ama tüketiciyi koruyan yasalar uygulansa oto kontrol mekanizması çalışsa halkın yararına kararlar kontrol edilse fakir fukara daha rahat bir nefes almayacak mı diye sorarım kendi kendime.
Hadi hayırlısı evinde sıcak çorbası olmayan insanlara sabır diliyorum.
Saygılarımla


