yazi
Feride Ozbilge
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Makaleler
  4. ACININ ÇİÇEĞE DURDUĞU YER..

ACININ ÇİÇEĞE DURDUĞU YER..

featured

Bazen insan saklar kendini…
Gözlerden değil, en çok da kendi kalbinden.
Yarım kalmış cümlelerin gölgesine sığınır,
kimsenin bilmediği bir defterin arasında kurumuş bir yaprak olur.
Kalabalığın ortasında değil,
en çok kendi kalbinin ücra köşelerinde.
Sözleri yastığın altına koyar,
gözyaşlarını kimselerin bilmediği ceplere.
Ve bekler…
Bir ses, bir koku, bir gülüş…
Hayatın elinden tutup “hadi” diyeceği anı.
Çay soğur, vakit geçer,
ve sen hâlâ kendini bulmaya çalışırsın, eski bir fotoğrafın içinde.

Ve bazen,
hayat seni en dar sokaklara sürükler.
Öyle ki,
karşıdan gelenle yan yana geçemezsin;
nefesin duvara, gölgen taşlara çarpar.
Ama bil ki,
o dar sokakların sonunda,
gözlerini kamaştıran bir meydan vardır.
Orada, hiç tanımadığın biri sana su uzatır,
“Yorgunsun, biliyorum” der gibi bakar.

Perdelerin ardında bekler ışık,
sokağın ucunda rüzgâr sana doğru eser,
adını anmaktan korkarsın yarının.
Ve yine de,
en beklenmedik anda
bir ses, bir koku, bir gülüş gelir,
sana “buradayım” der hayat…
Ve sen,
biraz ürkek, biraz çocuk,
her defasında yeniden inanırsın.

Ben de bekledim,
çayın hep soğuduğu,
akşamların hep uzadığı günlerde.
Öğrendim ki, hayat bazen kapını çalmaz;
perdenin arasından içeri sızan ince bir ışık olur.
Sen fark etmesen de odanın duvarına düşer,
ve sana hatırlatır: hâlâ buradasın.

İşte o zaman anlarsın…
Her şeye rağmen içindeki çocuk hâlâ inatla gülümsüyor.
Ve her gülüşünde biraz daha yaklaşıyorsun kendine,
dünyaya, sevdiğine.

Sonra bir gün,
dizlerinin dibinde oturan kedinin mırıltısında,
tencerenin kapağını hafifçe kaldırınca çıkan buharda,
bir çocuğun ansızın gülüşünde yakalarsın kendini…
O an anlarsın ki,
mutluluk öyle büyük bir dağın zirvesinde değil,
yolda düşüp dizini kanattığında,
birinin sana “geçer” diye üflediği yerdedir.

Hayat, sandığın gibi hep büyük mucizelerle gelmez;
bazen ekmeğin arasındaki ince peynir diliminde,
bazen yağmurdan kaçarken bir kapı eşiğine sığınmanda,
bazen de en sevdiğin fincanın kulpuna dokunmanda gizlidir.

Sen sanırsın ki çok şey eksildi,
oysa hayat bir heybeye benzemez…
Eksilenler değil,
taşıdıklarının değeri belirler ağırlığını.
Belki de en hafiflediğin an,
artık gereksiz yükleri bırakabildiğin andır.

O yüzden,
kalbin kırık olsa da baharı beklemekten vazgeçme.
Çünkü bazı çiçekler,
soğuk toprağın içinde bile kök salmaya devam eder.
Gün gelir, sen fark etmeden,
evinin en karanlık köşesine bile ışık düşer.

Hayat, işte tam orada yeniden başlar.
Bir bakışla, bir dokunuşla,
bir fincan çayın buğusunda,
bir eski radyodan taşan cızırtılı şarkıda…
Anlarsın ki, mucizeler hep sessiz gelir.

Bazen elinde hiçbir şey kalmaz;
o hiçliğin içinde,
yüreğin çırılçıplak ve sahici olur.
Artık saklayacak masken kalmaz,
ve işte o zaman, hayat seni en gerçek hâlinle sever.

Ve gün gelir,
en çok korktuğun kapıyı çalarsın.
İçeriden, beklemediğin bir sıcaklık yayılır sana.
Bir ses, yumuşak bir rüzgâr gibi kulağına dokunur:
“Hoş geldin…
Geç kaldın ama geldin ya, yeter.”

İşte o an, anlarsın…
Mutluluk, varacağın yer değil;
yolda bulduğun insan,
ve o insana uzatabildiğin ellerindir.

ACININ ÇİÇEĞE DURDUĞU YER..
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

VakaHaber.CoM ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Bizi Takip Edin
KAI ile Haber Hakkında Sohbet