Düşün ki,
yüce bir dağın doruğunda rüzgar, yıldızların arasına sıfırlanmış sessizliğe uzanıyor…
Ve ben, penceresiz bir odada, rutubetin ve eski taşların arasında,
hafifçe başımı kaldırıp çatlak duvarlardan bakıyorum
ay ışığının unuttuğu gölgelere.
İçimde dolaşan anılarda
bir anne, bir baba, bir çocuk;
ve adım attığım taşlarda
sessiz bir şarkının notaları yavaşça kırılıyor,
romatizma gibi ağır ama vazgeçilmez.
Düşün ki,
hayatın en asil yalnızlığından
söküp getirdiğim bir bahar sabahı,
caddelerde bin bir telaş içinde koşan çocukların neşesiyle dolu,
yoksulluk ve sessizlik arasında kurşun rengi gölgelerden süzülen bir ışık.
Ayağımda hürriyetin izleriyle yürürken
yol üstü türkülerinin anonim notalarını topluyorum,
soğuk şehir gecelerinin buruşuk duvarları arasında,
direnç çiçeğinin başkaldıran sevdasını sana uzatıyorum.
Düşün ki,
ırmaklar kentlerin ortasından akarken
her köşede açıyor çiçekler konuşkan sevdalarda;
koşan rüzgarın ardından çocuklar gülüyor,
sokak lambaları aydınlık adına titrek bir umutla yanıp sönüyor.
Düşün ki,
o küçücük esaretin içinde beslediğim umutlar
yarına dair türkülerle büyüyor.
Her karanlıktan sonra, apaçık bir ışık doğuyor
ve sen yüreğinin ikliminde yetiştiriyorsun
sınırsız bir dünya hayalini.
Kadınlar, çocuklar, şehirler;
hepsi yeniden doğuyor ellerimizde.
Ve ben, çoğalan aşkla yazıyorum özgürlük şiirlerini
her sokağın sonunda, her dalın çıplaklığında,
yüzyıllık bir sevdayı, cesaretin kızıl derilerini anımsatıyorum.
Düşün ki,
gün batımı kızıllığında bir gemi geçiyor
sessiz limanlardan, gözlerimizden süzülen umutlarla dolu;
ve ben, o gemiyi bekleyen her yüreğe dokunuyorum,
karanlığa rağmen filizlenen sevdayı fısıldıyorum.
Ve unutma…
Her kaybolmuş an, her hüzünlü bulut,
yeniden doğacak bir aydınlığın habercisi.
Ben sana,
göçmeden önceki umutları,
vatan tadında yeşil erikleri,
çok uzak mutlulukları,
ve hürriyeti müjdeliyorum…
Ve düşün ki,
bir gün batımında geleceksin,
denizin üstünde yürür gibi,
şehrin ıssız sokaklarında sessizce.
Penceremden sızan son ışıkla göz göze geleceğiz,
ve ben,
o anki solukta, sana tüm kaybolmamış umutları sunacağım.
Usulca dokunacaksın akşam üstüne,
her köşe, her taş, her gölge bizim sırdaşımız olacak.
Kızıllık, lacivertle karışacak;
sessizlik, kelimelerimizin ardında sabahlanacak.
Ve göğsümdeki her eksik parça,
senin varlığınla tamamlanacak.
Bir anda,
gelmelisin;
en karanlık anın ortasında bile
ellerini bırakmayacak bir yürekle…
Çünkü biz,
yıkılmayı değil, birlikte yeniden doğmayı seçtik.
Ve unutma:
Aradığımız onca eflatun sabahın ardından,
maviliğin en saf hali elimizin avucunda saklı…
Her kayıp, her acı,
bir başka aşkın, başka bir umutla buluştuğu yerde
yeniden anlam kazanıyor.
Böylece,
her gün batımı bir diriliş oluyor;
her sessizlik bir şiir…
Ve biz,
o şiirin içinde,
yitirilmemiş umutları uçuruyoruz gökyüzüne,
usulca, ama cesurca,
ve bir kez daha
unutma…
her şey, seninle,
ve o anın büyüsüyle,
başlıyor.
“Sen yüreğinin ikliminde yetiştir sınırsız dünyayı,
ben sende çoğalan aşkla özgürlük şiirleri yazacağım.
Çocuklar artık büyümeli,
kadınlar insan olmanın onuruyla bakmalı hayata…
Yani güzel sevgili,
aradığımız onca eflatun sonrası mavili sabahlar
elimizin avucunda saklı… unutma…”