ben,
göğsüme saplanmış bin sorunun
kimsesiz cevabıyım şimdi.
geceyle konuşuyorum sessizce,
yıldızlar bile anlamıyor artık
neden bu kadar eksiliyorum.
üşüyorum,
omzuma çöken bu kadim yorgunluk
hangi çağdan miras bana
bilmiyorum.
bir zamanlar sevdiğim bir adamın
adını unuttuğum yerdeyim.
ve her unutuş, biraz daha
kendime benzemez kılıyor beni.
sanki,
gökyüzüne asılmış bir çığlık
dilimde mahsur kaldı.
ağlamak istemiyorum
ağlamamayı da unuttum zaten.
ah,
kırık aynalarda çoğalan
yamalı hislerimle,
yetim kalan sabahları giyiyorum üstüme.
ve her güne
biraz daha eksik doğuyorum.
yüreğimde,
suskun mezar taşları var.
birinin adı: umut,
birinin adı: sen.
gözyaşıyla sulanmayan
mezarlarda çiçek de bitmiyor zaten.
Birileri gülmeyi öğretiyor çocuklara,
ben susturmayı.
Çünkü bazı gülüşler,
ruhun tam ortasında yankılanan
çok sesli hüzünleri
erken uyandırır.”
Bilirim, o gülüşler bir gün kırılır;
ve çocuk, sustuğu yerde büyür.
ne olur,
yüzümü karanlığa çevirmeden önce
bir dua gibi tut beni.
bir kelime söyle
kıyamet kadar ağır olsun
bir daha hiç susmayayım.
çünkü ,
yağmurun bile sakındığı toprak gibiyim.
düşlerim,
seninle birlikte
bir köşede unutulmuş oyuncaklar gibi
tozlanıyor.
ey kırgınlığın tavan arası,
ey gözlerinde göçebe olan kadın…
tut yalnızlığımın sesinden
çünkü
karanlıkta
kendimi bile duyamıyorum.

